• Anasayfa
  • >
  • Manşet
  • >
  • Arılar ölürse insanlar da dört yıl içerisinde yok olur

Arılar ölürse insanlar da dört yıl içerisinde yok olur

  • sokerehber
  • 29 Aralık 2017
  • Yorumlar Kapalı

Ekodosd Açıklaması;

ÇARŞAMBA SÖYLEŞİLERİNİN KONUĞU DEĞER EREN OLDU

Çarşamba Söyleşilerinin bu haftaki konuğu üyelerimizden Değer EREN oldu. Arıcılık üzerine amatörce araştırmalar yürüten Değer EREN, doğanın mucizeleri olan arılarla ilgili bir sunum gerçekleştirdi.

Arılarla ilgili her şeyi okuyup, takip eden ve odağında arıların olduğu konferanslara katılan EREN bunları konuklarla paylaştı. Sunumuna Albert Einstein ‘in söylediği kesin olmamak ile birlikte kendisine ithaf edildiği bilinen ‘’ Eğer arılar ölürse insanlar da dört yıl içerisinde yok olur ‘’ cümlesiyle başladı.

Değer EREN “Bu çok doğru bir savdır çünkü arılar sayesinde yiyeceklerimizin ¾ ‘ünü sağlayabiliyoruz. Eğer dolaylı olarak etki ettiklerini de sayar isek gıdanın %90 ‘nında arıların emeği bulunmaktadır. Tek koloni 300 milyon çiçek tozlayabiliyor.Diğer böcekler ve kuşlar da tozlaşmaya yardımcıdır, fakat arı kadar etkilisi yoktur. Ayrıca arının bilinmeyen fakat önemli bir özelliği daha bulunmaktadır. Uçuşu esnasında yaptığı salınım hareketi ile havayı temizler. Ayrıca havası temiz yerleri çok sever, bahçenizde arı var ise kaliteli bir hava soluduğunuzun kanıtıdır.

Onlara iyi davranmalısınız.

Arı insan ilişkisinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Valencia’daki La Cueva de la Arana mağarasında MÖ 10.000-7000 arasında bulunan resimlerde arıcık faaliyetleri yapıldığı görünmektedir.

Çatal Höyükte ise MÖ 6600 yıllarına tarihlenen kovan resimleri bulunmaktadır. Hititler söylencesi olan Telepunide arı dünyaya bereketi getiren doğayı canlandıran hayvan olarak anlatılmaktadır. Ve tabii ki yanıbaşımızdaki Efes kentinin simgesi de arıdır. Şehrin tanrıçası Artemis’in kutsal hayvanı arıdır. Artemis tapınağındaki rahiplerin adı yine arı anlamına gelen Melissa’dır. Milattan sonra 10 yy larda Likya yöresinde bal avcılığı yapıldığı bilinmektedir. Hatta Likya tipi kovanlıklar hala Toroslarda kullanılmaktadır.

Osmanlı dönemi şeker bulunmadığı için bal saray mutfağının tatlandırma malzemesi olarak baş tacı idi. Mutfak masraflarının % 5 ‘ni bal oluşturuyordu. 1573-74 yılı mutfak tüketimi defterinde 6.5 ton bal kullanıldığı biliniyor. 15 -16 yy’da bal üretimi ile ilgili kanuni düzenlemelere rastlanmaktadır.

Günümüze geldiğimizde ise cennet ülkemizin arı nüfusu açısından çok zengin olduğunu görebiliriz. Ülkemiz bitki çeşitliliği , endemik bitkilerin bolluğu hala bakir alanların bulunması ile bir çok yerel arı ırkı için vazgeçilmez bir ortam olmaya devam ediyor. Ülkemizin her yöresinde arıcılık faaliyeti yapılmaktadır. 25.000 aile arıcılık ile geçiniyor. Kovan adedi açasından dünyada ikinci ,bal üretiminde ise verimsizlikten dolayı ise dördüncü sıradayız.
Şu an modern arıcılık ülkenin her yanında yapılmakta fakat aynı zamanda geleneksel yöntemlerle arıcılık azalarak da olsa Trakya , Ege bölgesi ve Doğu Karadeniz bölgelerinde devam etmektedir. Geleneksel arıcılık tamamen arı dostu bir yöntem olduğu için arı sağlığı açısından hayati önem taşımaktadır.

Bununla beraber, gazetelerde her geçen gün daha sıklık ile toplu arı ölüm haberleri çıkmaktadır. iklim değişikliği ,aşırı pestisit kullanımı , şehirleşme, sanayileşme , madencilik ,monokültür tarım faaliyetleri , RES ,HES santrallerinin etkileri ile habitatlarındaki azalmaya bağlı olarak arı nüfusu hem dünyada hem de ülkemizde hızla düşmektedir. Özellikle erken sanayileşmiş İngiltere , Hollanda , ABD gibi ülkelerde arı nüfusu 1950’deki orandan 70 % daha azdır. Bu ülkelerde arıcılık ekonomik faaliyetten ziyade hobi olarak yapılmaktadır ve var olan nüfusu koruma odaklıdır.

İngiltere ve Hollanda ile ortak proje yapılmasının sebebi onların bize gelecekten haber verebilmeleri ve bizden önce kullanmaya başladıkları modern tarım yöntemlerinin arılar üzerindeki etkisini bu günden hissetmeleri . Arı poleninde yapılan testlerde 150 adet kimyasal kalıntıya rastlanmış. Arı ölümlerinin temel sebebi ise tarımda kullanan zararlılar ile mücade ilaçları ve monokültürel tarım faaliyetleri.

Arıcılık bölgemizde önemli bir ekonomik faaliyet fakat gittikçe tehlikeye düşüyor. Makilik alanlarda bir çok çeşit bitki vardır ve farklı zamanlarda çiçek açarlar böylece arı ilkbahar ve yaz ayı boyunca hiç aç kalmadan çalışabilir fakat makilik alanların açılıp tek tip zeytinliğe dönmesi arılar için önemli bir tehlikedir. Arılar da tıpkı insanlar gibi tek tip beslenme yapınca hastalanıp ölüyorlar , çiçek olmadığı zamanda yapay beslenmeye ihtiyaç duymaya başlıyorlar . Bu da arı ırkının bağışıklığını azaltıyor ve hastalığa açık hale getiriyor.

Ülkemizden insan müdahalesinin etkiliği başka bir örnek de dünya çam balı üretiminde birinci sırada olan Muğla yöresinden. Bölgede arıcılık çok eskiye dayanıyor fakat 1950 sonrası ağaçlandırma faaliyetlerinde ormanlar çam ormanına dönüşüyor.Bu da eskiden kış balı yapmak için arıların kullandığı püren bitkisinin azalmasına yol açıyor. Fruktoz oranı yüksek çam balı ile kışlamaya çalışan arılar ise ölüyor. Şimdi arıları yaşatmak için tüm çam balı toplanıp ikame arı keki veya başka bir bal konuyor.

Doğadaki yerel habitatı bozmamak önemli , bozulmuş alana ise dikilecek her bitki yerel ve çeşitli olmalıdır. Bitkisel çeşitliğin korunması hem insan hem de arı sağlığı için şarttır.

Arıların sağlıklı olması için esasında yapmamız gereken çok basit bir yöntem var . Onların doğal davranışlarını izlemek . Onlar bize en doğru göstereceklerdir. Örnek olarak , arılar yuvalarını yüksek yere kurarlar eğer bizde kovanları yerden yüksek bir yere yerleştirir isek onları hem nemden hemde zararlı böceklerden korumuş oluruz. Hem de onlara gereken saygıyı göstermiş oluruz.

Doğal formda arılar iç içe yuvarlak formatta petekler yaparlar ve bu da ısıyı en iyi şekilde korumayı sağlar. Kış aylarında kovanın üst tarafına doğru giderler çünkü ısınan hava yükselelir ve bal yukarıdadır. Böylece en az enerji harcayarak hem beslenme hem de ısı korumayı sağlarlar fakat modern kovanda bu imkan olmaz . Geleneksel kovanlarda bu formu oluşturabilirler.

Arılar çalışmalarında iç güdüsel olarak ayın döngüsünü takip ediyorlar. Frekansları yüksek hayvanlar ve bu döngüden etkileniyorlar. Makedonya’da , Polonya’da ayın döngüsüne göre arıcılık yapanlar hala mevcut . 1950 ‘li yıllarda Alman Maria Thun biodynamic arıcılık takvimini geleneksel arıcılar ile çalışarak çıkartmış ve hala bu takvim birçok yerde kullanılıyor.

Arıların kendilerini ve kovanlarını korumak için ürettikleri propolis tam bir antiseptic ve antiviral bir ürün . Kendilerini koruyacak güçteler yeter ki biz onların sağlıklı çalışmasına izin verelim.

Türkiyede geleneksel arıcılık faaliyetleri adına ilham veren çalışmalar var bunlardan birkaç örnek anlatmak istiyorum.

Aynı zamanda bir Ta-tu-ta çiftliği olan Tangala Çiftliği nin sahibi Cem Aybek 10 yıl önce İstanbuldan Fethiyeye göç etmiş bir şehirli. Çiftliğinde organik tarım yapıp , beslediği keçilerin sütünden peynir yapıyor. Üç yıl önce ise arıcılığa merak sarmış. O günden beri arıları kendine öğretmen bellemiş. Bunca yıl doğa ile içiçe yaşamasında rağmen arıcılığa başladıktan sonra doğayı bambaşka bir gözle görmeye başlamış. Arıların yediğini takip ederek çevresine olan farkındalığı artmış.

Üç yıldır müdahalesiz arıcılık yapıyormuş . Hikayesini daha geniş kitlelere anlatmak için Facebook’ta ‘’arı okulu ‘’ diye bir sayfa açmış. Çiftliğinde amatör /hobist arıcılar gönüllü olarak çalışabiliyor.Atölye çalışmaları düzenliyor.
Şehrin Gizli Arıları ve Arıcıları : Alaattin Kirazcı, Marmara Üniversitesi Güzel sanatlar fakültesi heykel bölümünde hoca ve aynı zamanda performans sanatıçısı.

Ekolojik heykeller yapıyor. Buğday Derneğinin ‘’tohumlar kampüse ‘’ projesi ile kampüse bostan ve kümes kurmaları ile birlikte toprakla ilgisi artmış . Daha sonra Coşkun Aral’ın ‘’İstanbul ‘un Gizli kovanları ‘’ belgeselinden sonra acaba bir kovan alıp bal mı yapsam diye düşünmeye başlamış . Belediyenin açtığı arıcılık kursuna gitmiş. Bir arkadaşının Gebzedeki bahçesine iki kovan alıp bu işe başlamış fakat gidip gelmek zor olduğu için isteği gibi arılarla da ilgilenemediğinden kovanını kampüse taşımak istemiş.

Fakat mevzuat gereği şehir içinde karakol , okul ,caminin 200 mt yakınana kovan koymak yasak. O da gerilla bahçeciliği gibi arıcılık yapayım demiş ve birkaç öğrencisinin yardımı ile yüksek bir ağacın üstüne platform çakıp kovanını oraya yerleştirmiş. Bir yıldan fazla burada kovana bakıyormuş.Hatta bal hasadı yapmış fakat hala bu aktiviteyi nerede yaptığını gizli tutuyor

Esasında İstanbul’un şehir arıcılığı için ne kadar uygun bir coğrafya olduğundan da bahsetti. Bitki çeşitliğininin arılar için ideal alan yarattığı ve mutlaka değerlendirilmesi gerektiğinden söz etti. Özellikle son yıllarda New York ,Paris , Tokyo, Berlin , Roma gibi şehirlerde hobi arıcılığın geliştiğini anlattı. Frankturt Modern sanatlar müzesi bahçesindeki kovanlarda çocuklara eğitim verdiklerini böylece şehirli insanların doğa farkındalığının artırılmasına da katkı sağlandığını belirtti .

Rye Hill Cezaevi Projesi : İngilteredeki daha çok madde bağımlılarının kaldığı Rye Hill cezaevinde önce taşlık bir alan olan bahçede mahkumlara organic bahçe kurdurmuşlar. Böylece toprak ile ilişkileri yavaş yavaş başlamış. Müdahale etmeden herkes kendine göre içinden geldiği gibi çiçek yetiştirmeye başlamış. Bahçe belli bir seviyeye gelince arıcılık kursu verilmiş. Sepet Kovan örmesinden başlayıp arı bakımının incelikleri öğretilmiş. Bahçecilik ve arıcılık faaliyetlerinden sonra mahkumların davranışlarını da ayrıca gözlemlenmiş

. Öncelikle , cezaevi içi suç oranlarında düşüş olmuş. Mahkumlar arılardan saygıyı ve daha sakin,yavaş olmayı öğrendiklerini söylemişler. Çünkü arılar insanların duygularını hissettikleri için kızgın bir şekilde yaklaşırlar ise saldırgan olabiliyorlarmış. Bir amaç için çalışmayı , arıların akılları baştan alan disiplinlerini ve düzenlerine hayran kaldıklarını söylemişler.

‘’Senin de kovanın olsun ‘’ : Şamil Tuncay Bestoy , Topluluk destekli arıcılık faaliyetlerini güden Çarık derneği adına konuştu. Türkiyede 25.000 aile arıcılık ile geçiniyor ve 7 Milyon kovan var . Bu aileler Anadoluyu arıları ile baştan başa geziyorlar fakat toptan alımlarda balın kilo fiyatı 7 TL olunca insanlar verim arttırmak için yan yollara sapabiliyorlar çünkü ekonomik kaygı öncelikli oluyor diye belirtti. Amaçları , Birleşmiş millletler , üniversite ve arıcılar ile birlikte sahada dönüşüm yaratabilen proje üretmek. Türkiyede beş temel arı ırkı var ve yöreye göre de birçok ekotipe ayrılmış. Her biri yöreye göre evrimleşip ,uyum sağlamış ve güçlenmiş. Bu ırkların olduğu yerde korunmas ı gerekiyor.

Bunun için dernek projesinde
1- Doğal arı kolonilerini gözlemleyip , iklim döngüsüne göre veri toplamış
2- Fenni arıcılık yapan profesyonel arıcıları gözlemlemiş
3- Geleneksel rotaları takip eden , kadim bilgiye sahip , eski tip arıcılık yapanları gözlemleyip Arıcıların kullanabileceği en uygun müdahale yöntemlerini geliştirmeyi amaçlamışlar.

İkinci olarak da günümüzde bal talebinde bir artış var . Üretimde de nicelik olarak bir artış bulunmakta ve bu teşvik ediliyor fakat nitelik geri planda kalıyor. Nitelikli bal üreten üretici balını ayrıştırıp daha yüksek fiyata niteliği arayana ulaştıramıyor. Bu ihtiyaçtan dolayı da üretici ve tüketici nasıl birleştirelim diye proje üretmişler. Muğla yöresinde dernek kriterlerine göre arıcılık yapanlara destek olmak için gerçek/nitelikli bal arayan şehirlilere bir ücret karşılığı senin de kovanın olsun projesini başlatmışlar.

İsteyen kişiler derneğe başvurup kovan alabiliyor , Muğladaki arıcı onlar adına arılara bakıyor , isterlerse hasat zamanı gidip kovanları görebiliyorlar , orada arıcılar ile vakit geçirip, balın sadece markette satılan bir ürün olmadığını ardındaki emeği yerinde/zorlukları görüp anlayabiliyorlar ve evlerine kovanlarının balı ile geri dönebiliyorlar. Böylece her iki taraf için de farkındalık artıyor.

Bu ilham verici hikayelerden sonra Buğday derneği başkanı Güneşin Aydemir’in bizlerin arılar için ne yapabileceğimizden bahsettiği sunumunu özetlemek istiyorum :

Bunu da bir kaç ana başlık altında anlatacağım :
Hobistler : Arıcılık eğitimi verebilirler , çevreye metör olmabilirler, yerli ve coğrafyaya uygun arı besleyebilirler. Arılara kış için bal bırakıp yapay beslemeyi kesebilirler . Bal insana şifadır ama en çok arıya yarar !
Arıcılar : yeni başlayanlara mentor olmak , Bilgelerini üye oldukları birliklerde paylaşmak .Mevcut Kovanları bildikleri gibi yetiştirebilirler ama en azından bir kaç tanesini geleneksel kovana çevirip doğal olarak yaşamalarına izin verip onları gözlemlemleyebilirler.

Yerel Yönetimler : Sivrisinek ile mücadele yöntemlerinin gözden geçirebilir.Tüm şehri ilaçlayıp zehir solumak ve herşeyi öldürmek yerine sivrisineklerin sinir olduğu mis gibi lavanta /limonyağı karışımı ile kendimizi koruyabiliriz. Böylece ilaç yapılmasına gerek kalmaz. Ayrık otu için ilaç kullanımı yerine kesim yapabilirler .Parklara bahçelere arının sevdiği bitkilerin ekebilirler ve , arı koridorları oluştrulmasını başlatabilirler.

Mevzuat düzenlenmesi için kamuoyu oluşturup Parklara kovan konulabilir . Benim gönlümden geçen Güvercinada ‘nın bu şekilde düzenlemesi ve kovan konulması.

Bakanlık : Neonikotinoid ilaçlarının yasaklanması , pestisit kullanımına kısıtlama getirilmesi Gezici arıcılığın kontrol altına alınması . Yerel arıların araştırılıp desteklenmesi . Doğal habitatın korunması . Bal ormanı çalışmalarında doğal yapının korunması .İyileştirme için yerli türlerin kullanımı .

Tüketiciler olarak bizlere de çok büyük bir pay düşüyor. Bir arı ömrü boyunca yaklaşık bir çay kaşığı kadar bal yapabiliyor.
1-Bu kadar emek isteyen ve kıymetli bir besinin tüketim şeklini değiştirebiliriz.Tattan önce şifa verdiğine odaklanır isek tükemini azaltabiliriz.
2-Arıların yaşam şartlarını iyileştirmek ve onarmak ( sadece korumak yeterli değil )
3-Bahçeye balkona arının sevdiği bitkileri dikmek
4- Arıya zarar vermeyen üreticiyi desteklemek ,gıda topluluğuna üye olmak hatta kurmak.
5- Bal alırken doğru soruları sormak , hastalıkla nasıl mücadele ediyor , arıları kışın nasıl besliyor ?
6- Kullanılmayan arazi var ise onu arı merasına çevirmek

Ve en önemlisi arılar hakkında konuşalım. Onların önemini her sohbet ortamında anlatalım ki onlar sadece bal yapan hayvanlar olarak görülmesinler .Tıpkı antik dünyadaki gibi tüm doğal hayatın devamını sağlayan tanrısal bir hediye olduklarını hatırlayıp onların yaşaması için elimizden gelenin fazlasını yapalım. “ diyerek sunumunu bitirdi.
Antik dönemlerde Karya ballarının üretildiği Beşparmak Dağları’nda ki kovanlıklar ve günümüzde yapılan arıcılıkla ilgili bilgiler verildi.

Sorulan sorulara cevap verdikten sonra Değer EREN’e, genç rehber adaylarından Cengiz ÖZTÜRK tarafından EKODOSD’un teşekkür belgesi takdim edildi.

Geri «
İleri »