Okul Başarısından Hayat Başarısına

  • sokerehber
  • 16 Ocak 2017
  • 0

Toplumsal düzeyde en rağbet gören yargılardan birisi okulda öğretilen şeylerin gerçek hayatta pek işe yaramadığı savıdır. Hatta bununla ilgili espriler, capsler ve karikatürler sık sık karşımıza çıkar. Bu durum bahsi geçen savın adeta doğruluğunu kanıtlar. Çünkü bilirsiniz ki ülkemizde bir ifade ne kadar sık tekrarlanır, dillere ne kadar çok sakız edilirse o kadar doğru kabul edilir, toplum kesimleri tarafından o kadar içselleştirilir. Acaba bu yaklaşım ne kadar doğrudur? 

Bu yargının doğruluk derecesini saptamak için en basitinden şimdi yazdığım cümleyi okuma yazma öğrenmeme borçlu olduğumu hatırlatmak isterim. Okuma yazma bilgisini de okulda öğrendiğimi sanırım söylememe gerek yok. Bu basit örnek kuşkusuz bahsi geçen savın hararetli savunucuları tarafından “geçersiz” kabul edilecektir. Yani bu fikrin yılmaz savunucuları “E ne var bunda? Biz onu kastetmiyoruz ki daha üst düzey bilgilerden bahsediyoruz” diyeceklerdir. Haklılardır. Mesela günlük hayatımda integral konusundaki bilgilerimi nerede kullandığımı merak ederim. Liseden sonra hiç türev almadım. Organik kimya, Einstein fiziği, yüzlerce yıl önceki savaşların nedenleri-sonuçları, coğrafya dersindeki izohips haritaları…

Bunlar gerçekten bize bir şey kattı mı? Yoksa biz mi farkında değiliz?

Yukarıda bazılarını saydığım ve eminim sizin de üzerine zilyon tanesini ekleyebileceğiniz bilgi yığınları gerçekten de işe yaramaz birer çöp müdür? Hiç sanmıyorum. Bir kere pek çoğu hakkında zihnimde kalan bilgiler bölük pörçük de olsa bu dersler en azından bana düzenli çalışma alışkanlığı kazandırdı. Her birinin ayrıntıları hayatta ilgimi çeken ve çekmeyen bilgileri ayırt etmemi sağladı. Bana türlü çeşit bilginin yolunu açtılar ki mesela fen bilimlerine olan ilgim beni fen bilimleri öğretmeni olmaya itti en basitinden.
Tamam, okullarımız çağdaş dünya uluslarının eğitimlerinin çok gerisinde. Tamam, bir yığın yapısal sorunlarımız var. Eğitim sistemi zaten keşmekeş ve öğretim programları yeniden değişti. Ancak tüm bunlara rağmen okulu gereğinden fazla ezmek de yanlış. Önemli olan okul bilgilerinin gerçek hayatla ne kadar uyuştuğu değil; senin öğrendiklerini hayatına ne kadar uyarlayabildiğindir bence. Emin olun bizim öğretim programlarımızda yer alan konular belki ufak tefek değişikliklerle hemen her çağdaş ülkenin eğitim sistemi içinde yer alıyor. Onları farklı kılan bu bilgileri işleme şekilleri. Biz bilgiyi bilgi düzeyinde hatta bilgi bile değil malumat olarak öğrenirken onlar bilgiden kavrama, uygulama, analiz ve sentez basamaklarına da geçiş yapıyor. PISA sonuçları da zaten bu eksiğimizin karnesi.

“Karanlığa küfredeceğine bir mum yak” demiş bilge Konfüçyus. Bizim de hayatta başarılı olmak için okulda öğrenemediklerimizi şikayet etmektense, öğrendiklerimizi nasıl daha etkili hale getirebilirizi tartışmamız lazım diye düşünüyorum. Kısacası bardağın dolu tarafını görmeyi denemeliyiz. Emin olun bizim için faydalı bilgiyi faydasızdan ayırıp faydalı olanların üstüne gittiğimizde yapamayacağımız şey yok. Sadece kendimize inanalım ve yılmadan çalışalım.

Özellikle eğitim camiasında bilginin faydasızlığı, okumanın zararı, okulların gereksizliği gibi konularda öğrencilerine salık veren öğretmenleri de görüyor ve üzülüyorum. İlmin, bilimin ışığını yeni nesillere taşıması gereken insanların “boşver oğlum okuyup da ne yapıcan, git bir …… dükkanı aç paraya para demezsin, okumadığın yıllar ve masrafların da cebine kar kalır” gibi deyişleri eğitimin sadece para kazanmak için yapılması gereken bir eylem olduğu yanılgısını doğuruyor. Gerçek şu ki hayat başarısı ile okul başarısı yüksek oranda birbirine bağlıdır. Ancak her okuyan da hayatta başarılı olacak diye bir kanun yok. Aradaki fark sizin aldığınız eğitim üzerine kendinizden ne kattığınızla ilgilidir. Bunun yolu da çalışmak, çalışmak ve yine çalışmaktan geçiyor.

Erdem Oklay
www.erdemhoca.net 

Geri «
İleri »

Bir cevap yazın