Büyük Menderes Tehdit Altında

  • sokerehber
  • 21 Mart 2018
  • Yorumlar Kapalı

EKOSİSTEMİ Koruma ve Ekosistemi Koruma Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü ve EKODOSD Bilim Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Erol Kesici, Dünya Su Günü kapsamında “Su hayatsa, hayatı korumak gerekir” sloganı ile yazılı açıklama yaparak su kaynaklarının korunmasına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler’in 1993 yılında 22 Mart’ı Dünya Su Günü ilan etmesinden sonra da su kaynaklarının kirletilmeye, yok edilmeye devam edildiğine dikkati çeken EKODOSD Bilim Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Erol Kesici, dünyadaki canlılığın varlığı, başlangıcı olan suyun aynı zamanda yaşam ortamı olduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Kesici, “Su, yaşam için yerine hiçbir şeyin konulamayacağı doğanın, canlının en önemli düzenleyicisidir.

Su hayatsa hayatı korumak gerekir. İnsanlara hastalandıktan sonra çare aramak yerine onlara hasta olmamanın yollarını öğretmek ve o ortamı sağlamak gerekir. Neden mi? Hayata su ile başlarız, ilk içeceğimiz olan anne sütünün yüzde 75’i, kanımızın yüzde 83’ü sudan oluşur. Yakıtımız olan güvenilir gıdaları; etin, elmanın, balın, balığın, kirazın, ekmeğin, peynirin, yağın kısacası canlıların, insanların enerji ve onarım kaynağı olan tüm besinlerin yüzde 75-95’i sudur. Su, beyin fonksiyonlarımız için gereklidir, vücut sıcaklığını düzenler.

Toksinleri temizler. İç organlarımızı korur. Su özetle her şeydir. Su, yaşamın, enerjinin, gıdanın, kıtlığın, salgının, savaşların, ekonominin güvencesidir” dedi. Kesici, suyu üretebilen tek fabrikanın ise doğa olduğuna dikkati çekti.

Suyu kirleten, suyu sadece kendi hakkıymış gibi kullanan insanların susuz kalmaması, yaşaması için doğanın bir parçası olmak zorunda olduklarını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kesici, “Kokusuz ve tatsız olarak tanımlanan su kirletildi. Suda koku oluştu, tadı kaçtı. Bu farklı koku ve tat; suya ulaşımı engelledi. Halbuki yeryüzündeki tüm canlı varlığının hayatını sürdürebilmesi; temiz ve yeterli su kaynaklarının ulaşılabilir olmasına bağlıdır.

Ancak, ‘Dünya nüfusunun artması’ diye başlanırsa da; teknoloji de artmasına rağmen, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve kullanım şekli, su kaynaklarının kirletilmesi, su hizmetlerinin yanlış yönetimi ve suyun ticarileşmesi gibi etmenler de su ile ilgili ciddi sorunlardır. Dünyada 3 milyara yakın kişi yeterli su ve temizlik, sağlık koşullarından yoksundur.

Temiz suya düzenli bir şekilde ulaşamamaktadır. Dünyada her yıl ortalama 5 milyon insan temiz su ile ilgili hastalıklardan dolayı ölmektedir. Halen dünyada 2.8 milyar insan şehirlerde yaşıyor, bu rakam 2025’te 4.5 milyara yükselecek ve ciddi su sorunlarını beraberinde getirecektir. İnsanların üçte biri 2025 yılında şiddetli derecede su sıkıntısı çekecektir” diye konuştu.

Türkiye’de günün teknolojik koşullarına rağmen suyu arıtan belediye sayısının yüzde 1’e bile ulaşamadığına dikkat çeken Kesici şunları söyledi:

“Sanayi tesislerinin, tarım alanlarının yoğun olduğu bölgelerde de bazı tesis ve belediyelerin (neredeyse nüfusun 60 milyonuna ait) her türlü atık doğrudan derelere, nehirlere, göllere ve denize akmaktadır. Buradan alınan kirli, ağır metal içerebilen sular tekrar tekrar içme-kullanma suyu olarak kullanılmaktadır. Bu durum akıl dışıdır. Hastalıktır, pahalılıktır. Toplumun yeterli, sağlıklı ve kaliteli suya erişimini sağlayacak önlemleri almak için musluktan akan suların güvenilir olması gerekir.

Suyun, sınırsız tükenmez bir kaynak olmadığı, insanlara en iyi şekilde öğretilmelidir. Su kaynakları, çok sayıda ve uygun yerlere yapılmayan hidroelektrik santalleri (HES), baraj ve göletlerle kurutulmamalı. İnsanların suyu kirlettiği taktirde bu kirliliğin tekrar kendisine döneceği bilmesi gerekir. Su ile suyun korunma ve kullanılmasıyla ilgili eğitim verilmelidir.”

“BÜYÜK MENDERES, BAFA VE AZAP GÖLLERİ TEHDİT ALTINDA”

Aydın bölgesinin en önemli su kaynağı Büyük Menderes Nehri, en önemli gölleri Bafa ve Azap göllerinin büyük kirlilik tehdidi altında olduğuna dikkat çeken

EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü de “Büyük Menderes Nehri, üst havzada bulunan Denizli, Uşak, Afyonkarahisar’dan kaynaklanan kirliliği, alt havzaya taşıyarak hem insan sağlığını hem de bölgenin ekosistemini olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda Aydın bölgesinde giderek çoğalan jeotermallerin Menderes’e olan etkisi gözle bile görülebilmektedir. Bu şekilde gittiği takdirde yakın gelecekte çok büyük sorunlarla karşılaşılacaktır” dedi.

Son 30 yıldır, büyük bir hızla büyüyen, hem nüfusu hem yapılaşmaları artarak devam eden Kuşadası’nın yakın gelecekteki en önemli sorunu ‘Su’ olacağının da altını çizen Sürücü, şöyle devam etti:

“Tüm su kaynakları yeraltı sularına bağlı olan Kuşadası, kurak geçen yıllarda su kıtlığıyla karşı karşıya kalacaktır. Yaşamını burada sürdürenler, ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı sektörler, bölge tarımı ve doğal hayat bundan olumsuz olarak etkilenecektir. Tek umudu Sarıçay Barajı olan Kuşadası’nın en önemli sulak alanı Kocagöl’dür. Gölün çevresinde son 20 – 25 yılda siteler yükselmiş, göl içinde balık üretim çiftliği kurulmuş ve buradaki zengin ekosistem tahrip edilerek küçücük bir göl haline getirilmiştir.

Samson Dağları’ndan gelen derelerin birleşerek meydana getirdiği Kocagöl havzasında bugün binlerce yapı ve bu yapıların içinde önemli türlerin görüldüğü hala devam eden yaban hayatını görmek mümkündür. Doğal su kaynaklarımızı, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, hoyratça kullanmadan, kirletmeden, kurutmadan, tahrip etmeden, tasarruflu bir şekilde kullanmalı, gelecek nesillere en temiz ve korunmuş bir şekilde ulaştırmalıyız.”

Geri «
İleri »